30 Aralık 2010 Perşembe

Kaçamazsın Aras Kargo.. Kıjımın Hedayesini Verrr....


Havayı güzel gördük attık kendimizi sokağa derken kargolar geldi aklımıza. Eşime de bana da birer kargo gelecekti. Bakkaldan dönerken yanımızdan geçen yurtiçi kargoya awal awal bakakaldık. Sungumun kargosu iptaldi... kaçırdık... Eve doğru dönelim bari derken bilin bakalım kimle karşılaştık. Sevgili Aras Kargo aracı ile. Derhal önüne atladık kıjımnan ve arabayı durdurup adımıza paket olup olmadığını öğrendik ve söke söke hedayemizi aldık amcalardan ve hatta dayanamadık ve açtık güzel hava eşliğinde.





Yeni yıl NURTURİA hediyelerimiz geldi. Hediyemizi yollayan Elif(dolce) anneye ve minik Ezel'e çok teşekkür ediyoruz. Dolu dolu, mutlu, sağlıklı bir yıl geçirmenizi dileriz. Hediyelerimizi çok beğendik.

Sevgiler...

29 Aralık 2010 Çarşamba

NEDEN EŞ DEĞİL HALA SEVGİLİ

Evlendikten sonra değişiyor bu sıfatlar. Evlilik ise beyaz bir gelinlik ve siyah bir damatlıkla iki insanın birbirine verdiği birlikte yaşama sözü. Beyaz gelinlik saflığı, kirlenmemişliği, bakireliği temsil ediyor geleneksel dilde. Siyah takım ise gücü ve koruyuculuğu. Ancak şimdilerde bu ritüel anlamsız bir tekrara ve hatta riyaya dönüşmüş durumda. Bakire olmayan hatta olmayı bırakın kiminle düşüp kalktığı belli olmayan kızlar beyaz gelinlik giyip evleniyorlar. Konu komşunun gözünü boyamak maksat ya da anne-babaya bir saygı duruşu.


Ne ben ne eşim bembeyazdık ve saftık klasik anlamda. Ne o benim ilkimdi ne de ben onun. Aramızda maddi bir beklenti de yoktu ya da herhangi başka bir çıkar. A pardon... vardı aslında. Birbirimiz olmadan yaşayamayacak olan iki bitki gibi bir ilişkimiz olduğunu farketmiştik ama nikahlanmamızın esas sebebi bu değildi. Yoksa yüksek düzeyde sevgi ve bağlılık neden nikahla sonuçlansın ki... Tayin yüzünden nikahlandık biz. 4 günde 100milyona evlenilebiliyormuş, kanıtladık 8).  Ne ben gelinlik giydim, ne o damatlık. Burada ertelenmiş bir düğün de yok. Hiç böyle bir mantık yok aslında... Biz hiç evlenmedik sevgilimle. Ne zaman aynı eve çıktık o zaman evlendik ve hala evliyiz ortak evimizde ve gönlümüzde. Şimdilerde bebeğimiz de oldu. Babamız felan diyorum, bayağıda dilime takıldı ancak eş diyemiyorum çok resmi bir ortam olmadıkça. Biz birlikte takılmayı seven 2 bitki, 2 nesne gibiyiz aslında. Ayrı konulunca da belki yaşarız ama küseriz, boyun bükeriz.


Aramızdaki tek bağ sevgi olduğundandır hala sevgili demem.


- Bu yazdıklarımdan gelinlik giyerek evlenenlere saygım olmadığı gibi bir sonuç çıkartılmamalıdır. Sadece biz bu yolu seçmedik.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Petibör Bisküvili Pasta - borcamda





1 litre süt
2 yumurta
2 kaşık prinç nişastası
2 kaşık un
2 paket petibör bisküvi
6 çorba kaşığı şeker
1 paket vanilya
1 tatlı kaşığı katı yağ
üstünü süslemek için 2 portakal

KISA TARİF : 

az süt+nişasta+un+yumurta ... karıştır.. +kalan süt+şeker orta ateşte muhallebi kıvamına getir. +vanilya+katı yağ ... az pişir...

borcama 1 kat muhallebi, 1 kat bisküvi koy. 3 akt bisküvi olsun. üstünü portakal kabuğu ve ufalanmış bisküvi ile süsle...

afiyetle ye...

AYRINTILI TARİF :

az süt ile yumurta, nişasta ve un mikserle ya da elle çırpılır. sütün kalanı ve şeker eklenip orta ateşte karıştırılarak muhallebi kıvamına getirilir. koyulaşmasına yakın vanilya ve katı yağ eklenir.

borcama ince 1 tabaka muhallebi yayılır, bisküviler silme dizilir. üzerine yine muhallebi konur. bu işleme 3 kat bisküvi olacak şekilde devam edilir. en üste yine muhallebi konur. üzeri portakal bakuğu rendesi ve ufalanmış bisküvi ile süslenir. dolapta soğutulur.

afiyet olsun...

21 Ağustos 2010 Cumartesi

KOLİK – İlk Aylar Zor Zamanlar Ama Geçecek.

Sevgili Serin kızımız hiçbir sorun yaşamadan 2-3 haftalık olur ise karşımıza KOLİK adı verilen bi rutin çıkacak. Kolik, gün aşırı gelen ve günde 3-4 saat süren ağlama nöbetleri olarak tanımlanıyor. Ancak açlık, gaz sancısı, ıslak alt, kucak isteme ya da uyku nedenlerinin dışında oluşan bir ağlama hali. Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber beyin gelişimi ile ilgili olduğu düşünülmekte imiş. Tabiî ki bebişimizi asla ağlamaya terk etmeyeceğiz. Zaten bu kolik durumu bebişler 3-4 aylık olduğunda kendiliğinden yok oluyormuş. Bu nöbet ile karşılaşınca neler yapılmalı. Şaşkın anne olmamak için hazırlıklı olmak en iyisi tabi ki, ama durumlar sonsuz çeşitlilikte ise şaşkın da olursun maymun da.

Öncelikle ağlama nöbetlerinin fiziksel bir sorundan ileri gelip gelmediğini anlamak maksadıyla mutlaka doktora danışılmalı. Her şey normal ise şu rahatlama rutinleri bebeciğe iyi gelebilir.

- Rahat olup olmadığına bakın.(sıcak, soğuk v.s.)

- Kucağa alın ya da kanguruda taşıyın. Sallayın. Ninni söyleyin.

- Dizinizin üstüne yüzükoyun yatırıp sırtını okşayın.

- Kolları boşlukta olduğu için rahatsızlık hissediyor olabilir. Kollarını sararak güven duygusu yaratabilirsiniz.

- Bir aydan büyük bebeklerde emzik denenebilir.

- Araba ile kısa bir gezinti iyi gelebilir.

- Çamaşır makinesi, saç kurutma makinesi, elektrik süpürgesi gibi monoton gürültüler iyi gelebilir.
Ancak tüm bu yöntemler kısa süreli etkili olmakta. bebiş tekrar ağlamaya başlarsa sıradaki yöntem denenmeli. Hiçbiri işe yaramıyorsa kucakta tutup bir süre ağlamasına izin verdikten sonra ılık banyoya sokmak bazen ağlama ataklarına son verebilir.

Bebeğin ilk 3 ayında zor zamanlar geçirilebilir, yorulup sıkılabiliriz biz anneler. Bu nedenle kendimize zaman ayırmak, kısa süreli evden çıkışlar kendimize birer hediye olabilir. Yavru kuşumuzun bu en zor zamanları 3.,4.ayda azalıp kaybolacaktır. Biraz sabır ile daha iletişime açık ve daha sağlıklı günler görmek çok mümkündür.



Not : Bu dönemde bebeğin ağlamasına kayıtsız kalmak duygusal ve zihinsel sorunlara yol açabilir kanısındayım. Bebekleri ilk aylarda şımartmaktan da korkmamalı ve her ağladığında kucağa alıp ihtiyaçlarını hemen karşılamalı ve güven duygusunu pekiştirmeliyiz.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

GEBELİK ŞEKERİ

Hamileliğimin 24. ve 27. haftaları arası 3,5 kilo almıştım, bebeğim ise 300 gr civarı büyümüştü. Ancak o ay çok kötü beslendiğimin farkındaydım. Ağır yemekler, tatlılar, konuk olduğum yerlerde kıramadığım insanların güzel ikramları v.s… Doktorum bu kontrolden sonra açlık be tokluk şekerimin kontrol edilmesini istedi. Açlık 90, tokluk ise (50 gr glukoz yüklemesi ile 1 saat sonra)195 çıktı. Bu ikinci değeri 140’ı geçmemesi gerekiyormuş. Hemen 1 endokrin uzmanına yönlendirdi. 2 gün sonraya randevu aldım. Uzman doktorumdan öğrendiğim kadarıyla; normalde şeker problemi olmayan kişiler de bile gebelikte şeker görüldüğünü öğrendim – ki benim kalıtsal bir yatkınlığım da mevcut şekere. Bu durumda 100gr’lık şeker yüklemesine gerek olmadığını, bu değerlerin normal çıkması halinde bile bunun bize bir şey anlatmayacağını söyledi –ki her labratuvarda bile sonuçlar farklı çıkabiliyor diyerek labratuarlara olan güvensizliğini de belli etti. İtiraf etmeliyim ki sözleri ve tavrı güven verici idi. Bana gebelik şekeri tanısı konmuş biri gibi beslenme programı, düzenli şeker ve kilo ölçümü yapmamın doğru olacağını söyledi. Diyetisyeni ile 2000 kalorilik bir liste hazırladık. 3 ana, 5 ara öğünlük bir liste. Ayrıca haftada 2 sefer olmak üzere günde dört defa şekerimi ölçmeliymişim.(1’i açlık, 3’ü tokluk) bunun için de bana bir ölçüm cihazı verdi. Sürekli hareketli olmamı ve her öğünden sonra da 10 dakika yürümemi salık verdi. Açlık şekerim 110 ve ya tokluk şekerim 150 olduğunda aramamı söyledi.
Gebelik şekerinin bebekte ne gibi sorunlara yola açabileceğinden de bahsetti. Annedeki insülin fazlalığı çocuğa geçiyor ve bebeğin pankreası bu şekeri tolere etmek için fazlaca insulin salgılıyor. Bu da bebekte irileşmeye sebep oluyor. Doğumdan sonrada pankreas yine fazlaca insulin salgılar ve çocukta bu defa da beslenememe hali ortaya çıkarmış. Bebişimi sağlıkla dünyaya getirmek ve güzelce beslemek istiyorum.

Diyetisyenimin beslenme ile ilgili minik tiyolarını da burada paylaşmak isterim.

- Günde 3-4 liret su tüketilecek.

- Meyve suyu yok.(meyveler posalı olarak tüketilecek)

- Üzüm ve muz tehlikeli.

- İrmik yok.(posasız olduğu için)

- 1 et porsiyonu 1 yumurta büyüklüğündedir.

- Öğünlerle birlite çay, kahve tüketilmeyecek.

- Peynir; az yağlı diyet peynir olacak. (tulum, kaşar, ezine yok)

Esasen verilen diyet listesi 2 haftadır kendimce uyguladığım ile hemen hemen aynı. Ancak ben ara öğünlerde 2 nektarin yerine 6-8 nektarin yada muzlu süt yada üzüm tüketiyordum. Sütüm ne kadar sıfır yağlı olsa da sanırım muz orda kaloriyi çok artırıyor. Ayrıca sıfır yağlı da olsa 1 bardaktan fazlası yok artık.

Umarım şekerim dengelenecek ve bebeğime daha doğmadan iyi bir anne olduğumu göstereceğim.

10 Ağustos 2010 Salı

DOKTOR SEÇİMİ – Çok Önemli Bir Süreç

Daha dört haftalık hamileyken yani daha adetim yepisyeni gecikmişken öğrendim gebeliğimi. Yürüyüş bandında koşarken bir ses, “ Yahu dur! Çok zıplama.” Demişti ve banttan inip ertesi gün kan vermiştim. Öğrenir öğrenmez inanılmaz heyecanlanmış, mutluluktan ağlamış, sonucu veren çocuğu sarılıp öpecek hale gelmiştim ama bu halim çok sürmedi. Çevremdekilerin (- özellikle okuldaki öğretmen arkadaşların) saçma uyarıları ile hayatım 1 kaç günde zindana döndü. Uzanma, gerinme, hızlı hareket etme. Yoksa bebeğim düşermiş… (Sonradan öğrendim ki bu sebeplerle düşecek olan bebek zaten sağlıksız 1 can olurmuş.) Geri zekalılar… Onlar yüzünden bir hafta sabah yataktan kalkınca gerinemedim. Çok kötü bir duygu kolunu bacağını açamadan güne başlamak.

Acilen doktor bulmalıydık. Her yönden öneriler geliyordu. Bu tavsiyelerden gına gelmişti. Dik kafalılığım tuttu. Kendim araştırıp bulacaktım doktorumu. Hakkında birkaç yazı ve röportaj okuduğum bir beyde karar kıldım. Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İDİL. Sonrasında çok pişman oldum. Soğuk ve dediğim dedik bir adamdı. İkinci randevumuzdan sonra durumumla ilgili bilgi vermek için kendimi iyi hissetmediğim bir vakit telefon açtım. “- Uygun musunuz?” diye lafa başladım “- Değilim” dedi. “Peki. Sonra arayayım dedim.”, “- Yok aramayın, ben size dönücem.” dedi ve unuttu beni. Bu sorumsuzluğuna gerçekten çok bozuldum. Ege Üniversitesi’nde profesör olduğu için derslere giriyor, dernek işleri v.s. çok yoğun bir bey. Ancak ilgilenemeyeceği kadar hasta alması da onun laubaliliğinin gösteriyor bende. İstese gebelik takibi yapmaktan vazgeçebilir ya da hasta sayısını sınırlı tutabilir. Nahoş bir insandı, erken kurtulduğuma memnun oluyorum aslında. Profesör olduğu için muayene ücreti şimdilerde buluduğum sevgili doktorumun neredeyse 2 katı.

Bilgen ve Övünç arkadaşlarımızın doktoruna gitmeye karar verdik. Kahraman KOLDAY. Muayene hanesine girince işini ne kadar sevdiğini anlıyorsunuz hemen. Duvarları fotoğraflarla dolu. Bir duvara dev boyutlarda kendisinin yeni doğan bir bebeği elinde tuttuğu bir fotosunu nakşettirmiş. Altında da “Her Yeni Doğan’ın Bir “KAHRAMAN”ı vardır…” yazıyor. Kahraman sözcüğü de tırnak içinde. Diğer duvarlardan birinde doğumunu yaptırdığı bebeklerin minik fotolarının birleşmesi ile kolaylanmış bir çerçeve var. Bir diğerinde ise ay ay bir bebeğin üç boyutlu ultrason görüntüleri. Bekleme salonundaki masanın üstü hamilelik, sağlıklı beslenme, doğum ve sonrası ile ilgili bir çok dergi ve broşür dolu. Sekreteri çok sıcak ve konuşkan bir bayan. Sonradan öğreniyorum ki aslında esas sekreteri doğum iznine ayrılmış, bu hanımda onun hastalarından biri– yani eski gebelerinden. Doktor bey’in ricasını kıramayıp yardıma gelmiş. 3 yaşında bir kızı var. Çok güzel tiyolar, minik şık önerilerde bulundu bana. Kahraman Bey’de çok genç, dinamik, kendine güvenli bir adam. İşini iyi yapan birinin tokluğu var üzerinde. Amiosentezimi bile muayenehanesinde tek başına yaptı. Bu ciddi bir kendine güven göstergesi. Çünkü, ola ki bebeğe bu işlem sırasında bir şey olursa sorumlusu o. Bir çok doktor gidin bir yerde yaptırın diyormuş ya da hastaneye yatırıp da sıvı alımını gerçekleştiriyormuş. Bilmeyenler için açıklamak isterim ki göbekten bir iğne ile bebeğin içinden bulunduğu keseye girilip amio sıvısından 20cc alınıyor. Bu sırada iğneyi bebeğe batıranlar ya da iğneyi saçma bir noktadan sokmuş bulunup çıkarıp yeniden sokanlar olabiliyormuş. Kahraman Bey Tepecik Doğum Hastanesi’nde yıllarca çalışmış ve orda günde 10-15 hastaya bu operasyonu yapıp fena halde pişmiş. Müziğini açıp tek seferde 2 dakika içinde sıvıyı aldı, işi bitirdi.

Umarım doğumu da Kahraman Bey yaptıracak.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

YENİ HAYAT – Gebelik ve Getirdikleri


Ocak ayının sonlarıydı. Karaburun’daki evimizde yalnız başıma kuzineyi yaktım, kitap okumaya çalışıyorum. 1 saat öncesinde Caner abi ile beraberdim. “Galiba çocuk yapmak istiyorum ama cesaretim yok…” temalı bir sohbet içindeydik. Abim deneyimlerini paylaştı benimle ve bir kadının anne olmak istememesi düşünülemezdir, dedi. Doğru zaman mı gelmişti acaba? Bu düşünceler zihnimi kemirirken kitaba odaklanamıyordum. Birkaç telefon görüşmesi, birkaç sohbet bana iyi geldi. En sonda sevgilimi aradım. Yaklaşık 10 yıldır beraberiz ve hiç çocuk heveslisi olmadık. İkimiz de bu olmamış küçük insanlardan pek haz etmeyiz.onlara nasıl davranılır bilmediğimiz için de uzak dururuz. Hepsi bir yana bebekler sevimli bile gelmezler ikimize de. Ve şuurlu birer birey olarak “anne-baba olma kör cahilliğini gösterecek küstah bireyler değildik(!).ancak içimde kabaran duyguya engel olamıyordum. 1 şey, 1 his anne olmaz isem çok pişman olacağımı söylüyordu. Hayattaki tüm güzellikleri tatmak için hep bir yerlere sokmuşumdur burnumu ve hep de başarılı olarak çıkartmışımdır o ufak burnumu o deliklerden. Biraz daha yenilenerek, gelişerek belki de. Hafızam çok zayıf olsada deneyim biriktirmeyi hep çok sevmişimdir. Motor kullandım, sörf yaptım, tenis, cam mozaik, karakalem, monoprint-linol baskı … Her çalışmamda sıkıntı basana kadar derinleştim ve elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. (öğretmenliğimi saymıyorum tabi. O sürekli devam eden bir derinleşme ama yıllar yenileme getireceğine geri götürebiliyor insanı. Neyse…)

Tüm uğraşlarımın en mükemmeli annelik olacak. Sevgilim ben istersem baba olmayı kabul edebileceğini söyledi. Çok da iştahlı değildi sesi, nasıl olsundu ki zaten… - çünkü sevgilisi çok iştahla başladığı bir çok işten yarı yolda pişmanlık duyabiliyordu. Sanırım benim için endişelenmişti güzel sevgilim. Ancak o gece yapılan ilk konuşmanın ertesinde İzmir’e döndüm. Karaburun’da adet görüyordum ki bu son adetim oldu. 8) . O tarihte düşen Serin kızımızı oluşturacak olan yumurta ısrarlıydı var olmak için.

Velasıl yaklaşık 25 ocak tarihli yumurtamı sevgilimin döllemesi sonucu şu anda 28 haftalık hamileyim. Yaklaşık 6 aylık. Bu sürede çok şeyler değişti hayatımızda. Bebeğimize göre şekillendik. Daha geniş bir eve taşındık, vosvosumuz hala yanımızda olsa da konforlu yeni bir araba aldık. Eşyalarımız ve evimiz yavaş yavaş şeklini buluyor.- iyi ki hamilelik 9 ay sürüyor. Bebiş için ciddi bir ön hazırlık şart. Çocuklu arkadaşlarımızla pek görüşmezdik hatta bilerek uzak dururduk.-abilerimden bile. Çocuk sesi bizi yorardı. Gerçi şimdi de çok mızmızlananlarına katlanamıyoruz ama arkadaş çevremiz kısmen değişti. Yepyeni bir ilgi alanım oldu artık. Annelik! Hamileliğimin başlarında gebelik ile ilgili çok araştırdım, okudum, sohbetler ettim. Şimdi ise normal doğum ve annelik süreçleri ilgi alanım. Şöyle bir kendime bakıyorum da benden iyi bir anne olacak gibi. Sevgilimden de çok iyi bir baba. Tatalı baba, güzel baba… 8)))


şimdilerde normal doğumun anne ve bebek açısından olumlu yanlarını gördükçe doktorumla bu konuyu ilk randevumuzda konuşmak için sabırsızlanıyorum. Epidural de olmadan becerebilir miyim acaba? Hiç kesik atmasalar rahme çıkartabilir miyim bebişimi o delikten? Ama zaten vücut ne yapması gerektiğimi biliyor. Dr.uma çok güveniyorum ama bu konuda pek konuşmadık. Duruma göre bebeği riske atmayacak bir yol seçeceğimizi söylemişti zamanı gelince. Bangladeş’te doğum evleri varmış, doğumu yaklaşan hamilelerin gidip yerleştikleri ve doğru miktarda açılma gerçekleşene kadar bebeği,n içerde kaldığı ve zamanı gelince acele etmeden bebeğin nöbetçi dr.un da yardımı ile dünyaya gelmesi. Sanırım dr.um oturup beklemek istemeyecek açılmanın kendiliğinden olmasını ve kesik atacak. Zaten istediğim pozisyonda da doğurmama izin vermeyecek sanırım bebişimi. Hiç bir yaralanma yaşamadan çıkartamaz mıyım acaba kızcağızımı. Bakalım, yaşayıp görücez. Serin kızımız çok özel ve güzel bir bebiş. Her ay büyümesini rontluyoruz sevgilimlen. 3 aylık pozlarından biri aynı Sungum dedim de herkes deli gözü ile baktı. Ama hala iddia ediyorum ki babasına çok benzeyecek güzel kızım ve onu çok seveceğim.