18 Eylül 2012 Salı

OYUN GRUBU - 1.BULUŞMA -13 ekim prş



İlk buluşmamızda ev sahibi Serin bebekdi. Sorunsuz bir biçimde günü bitirmenin kıvancını yaşıyoruz. 1 kaç saç çekme, “mennnimm” deyip oyuncağını paylaşmak istememe olayları yaşandı. “bak sana ne kibar davranıyor aslında”,”gelirken sana çukulatalı süt getirmişler, biz de oyuncaklarımızı 1 süreliğine paylaşabiliriz.”,”bu oyuncakların hepsi kiminnn??? Kızımınnn..” v.s. gibi türlü maymunluklarla orta yollar bulundu.

Oynanan oyunları sıralayayım…

Oyun hamurundan köpek, kuş v.s. yapımı, top havuzunda tepişme, gürültü atölyesi, kutu-kutu pense ve tanım götürmez türlü oyunlar…

Mamalarımız…

Makarna, köfte, yoğurt, kuruyemişler ve muhallebi idi. Çukulatalı süt de güne renk kattı.

Grubumuz 2 saate yakın bir arada kaldı. Engin bebeğin babası ve ablasının da katılımıyla 12’lere kadar uzadı. Barış Manço klipleri izlendi, danslar edildi. Zıplandı, hoplandı.

2. buluşmadan ev sahibi Övgü bebek ve annesi Methiye olacak…

Kısa ve öz böyle 1 toplaşma oldu…

OYUN GRUBU DEKLARASYONU-MUZ


Toplantılarımız 2 haftada (ya da 4 haftada) bir evlerden birinde gerçekleşecektir. Ev sahibi olan bebek oyuncaklarının birçoğunu paylaşmakla sorumludur. –istemediklerini bizler gelmeden kaldırmalıdır.- oyun toplaşması günü anneler mümkün olduğunca aralarında sohbet etmemeli ve çocukların oyunlarına odaklanmalıdır. Her anne istediği derecede aktif ve oyun kurucu olabilir. Şarkılar söylemek ve gürültü yapmak serbesttir.-evin ve ev sahibinin izin verdiği ölçüde tabiîki.

Oyun grubu günü çeşitli oyunlar oynanacaktır. Her oyuna tüm çocuklar katılmak zorunda değildir. Bazen aynı anda 2-3 farklı oyun yan yana yürüyebilir. Bazen de tüm bebeler aynı oyunun içinde yer alabilir. Olası anlaşmazlıklara olabildiğince adilane ve sevecen yaklaşılmalıdır. Oyun grupları bazen çok eğlenceli olabileceği gibi çok çeşitli sorunlar da yaşanabilir.  Bu sorunları çözme yöntemlerimiz daha iyi anneler olmamıza ışık tutacaktır.

Oyun grubu ertesinde grupta yaşananlar üzerine kırıcı olmamak kaydıyla geri bildirimlerde bulunmamızın da çok değerli ve yararlı olacağı kanısındayız.

Her anne oyun grubuna kendi oyununu yanında getirebilir ve kurabilir. İsteyen çocuk katılmama ve yalnız oynama hakkına her zaman sahiptir.

Hasta olan çocuklar oyun grubuna getirilmemelidir.  Zira akan 1 burun mikrop paylaşımını hızlandırabilir. Yine de oyun grubu sonrası çocuğu hastalanan anneler durumu büyütmemeli ve bağışıklık sistemine şık 1 hediye gözü ile bakmalıdır. Zira 1 kaç yıla kreşe gidecekleri de unutulmamalıdır.

Beslenme konusu da önem arz eden bir meseledir. Asla “gün” havasında ikramlar hazırlanmamalıdır. İkram kotası çok yükseltilmemelidir.  Kolay atıştırmalıklar konusunda geniş 1 paylaşım yapılması gerekliliği mevcuttur.

Yemekler neşe içinde beraberce yenecek umudu taşımaktayız.

Çocukluğumuzu yaşamak, durup durup şarkı söylemek serbesttir. Emeklemek,  gıdıklamak, öpmek serbesttir. Çocuklara ısrar etmek, kötü konuşmak yasaktır. Her kötü sıfat anneye ait sayılacaktır.

Keyifli ve bol öğrenmeli toplaşmalar dileğiyle…

 

Ek: Bebeklerin uyanma saatleri dikkate alınarak toplaşmaların 4-5 civarı olması tasarlanmıştır…

KATILIMCILAR:

BİLGİ anne (SERİN bebek-KIZ)

EBRU anne (ENGİN bebek-ERKEK)

METHİYE anne (Övgü bebek-KIZ)

ÖZGE anne ( DERİN bebek-KIZ)

28 Ağustos 2012 Salı

SAL-LA-MI-YOR-RUM GARİİİ…


Rock-a’nın diğer günlerini yazamadan bunu yazmalıydım ve yazdım…

Sallamadan uyutamayacağımı düşünürken aniden 1 laf ettim ve nevrim döndü. Tüm bedenim ve ruhumda sallama bağımlılığının zorluğunu ve biçimsizliğini hissettim.

Galiba bu kızı 6 yaşına kadar sallayacağım!!!

Bu söz dimağımda 1 ışık yaktı ve hemen ertesi gün öğle uykusunda bildiğim tüm numaraları kuzuya saydım.

·        “Annecim abla oldun sen artık. Ablalar ne yapar? Tek başına merdiven çıkar, kaydıraktan kayar, denize girer.  1 de sallanmadan uyur.  Bundan sonra seni sallamayacağım.” temalı konuşmalar.

·        “Annecim sallanmadan kendi başına uyursan bu pembe kalplerden biri senin olacak." (Zamanında hediye gelmiş saçma-sapan pullu kalpler. Ama – beniimmm –beniimm. Diye bu olay içinde bayağı prim yaptı.)

·        Uyku sonrası için ödüller. Bisikletle parka gidicez, kask takıcan, kumla oynucan, salıncak v.s.  kendin uyumazsan uyku sonrası evde kalıcaz.

·        Gözünden uyku akana dek 1,5 saat boyunca evde gezdik. 1000 kere aynı şeyleri konuştuk.-bende taviz sıfır.

·        Salon uyuyordu, mutfak da uyuyordu. Oralara asla girmedik. Israrları ve ağlamaları asla caydırmadı beni.

 

Elimi tutup 1 kaç kez yatağa götürdü ama uyumayı beceremeyip gene kalktı. Evde gezdik, minik bıcı yaptık. Tabi nasıl uyunduğunu defalarca anlattım. “Başımızı yastığa koyar, gözlerimizi kapar ve uykumuzun gelmesini bekleriz.” şeklinde.

 

·        Hep söylediğim sallamayı çağrıştıran ninninin yerine başka uyduruk 1 ninni buldum.

·        Veeeeeeeeee… Sonundaaaa Uyuduuu… 8)

·        Uyanınca ödüller aynen sunuldu ve her karşılaşılan kişiye   “ Kıjım abla oldu ve sallanmadan uyuyor artık v.s.” diye övgüler yağdırıldı.

·        Ve ödül kalpcikler inanılmaz işe yaradı. Çok şaşkınım… Dünyaları bambaşka bu sıpaların…

Öğlen bu şekilde uyuyan kuzu akşam da benzer 1 şekilde uyudu.

Umuyorum sürekliliği olacak bu durumun. Ama ummuyorum biliyorum, olacak…

Not : Bana gerekli enerjiyi ve zihin açıklığı veren pharmathon’a binlerde teşekkür…

 

.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

ROCK-A 2012’YE GİTTİK…



"Alternatif Yaşamın Demos'u” alt başlıklı, sponsorsuz, ücretsiz ve http://rock-a.org/?page_id=59   linkinde ki kısa metinden anlaşılacağı gibi bilumum yasaklamalara ve sisteme karşı 1 söz niteliğinde olan sadece gönüllülükle ayakta duran 1 festivale gittik.



          Kıjımla ilk çadır deneyimimizi 3 gece olmak üzere yaşadık. Kumsala kurulmuş koca 1 sahnede çılgın 1 beach party ye katıldık.
          
          O oldu, bu oldu, şu oldu. Hepsini yazmak ve sizlere anlatmak ve arşiv niteliğinde kaydetmek istiyorum.
           Bakalım nasıl 1 düzenleme çalışması olacak. Gün gün gitmeye karar verdim.




2 AĞUSTOS PERŞEMBE :

Öğleden sonra 5’de festival alanına vardık. Ben diyim 100 siz deyin 150 çadır sabahtan bu yana gelip yerleşmişler çadır alanına. Her yer güneş, kamp alanının sadece çevresi ağaçlarla dolu, dev okaliptuslarla. Güneşlik bir alana çadırımızı kuruyoruz.
Bkz. Aşşaadaki fotolarr…

SOKAK TABELAMIZ...
ÖNDEKİ MAVİŞ ÇADIR BİZİMKİ...
ÇADIRDA İLK GECE...

              Ve ertesi gün fark ediyoruz ki sabah en geç güneş alan yere kurmuşuz çadırımızı. Şans işte!!!... Kuzumun şansı!

            Bu arada çadırımızdan da söz etmek isterim. Kolay kurulur, zor katlanır süper 1 çadır. Alanda çadırlarını 1001 türlü debelenme ile kurmaya çalışanları gıcık edecek türden. Havaya atıyorsunuz kendiliğinden kuruluveriyor. Zamanında almışsız işte. 8)


         WC’lerin 1TL olması katılımcı herkez gibi biz de kızdırıyor. Acar Camping’e baskı yapıp 50kuruşa indirtiyor Rock-a ekibi. Tuvaletler eski ve küçük . Fakat bu WC’lerin yanı sıra sayılarının 20 olduğunu tahmin ettiğim konteyner WC’ler ve lavabolar çadır alanına getiriliyor. Bunları fotoğraflamayı unutmuşum ne yazık ki. -Allan helası işte, ne çekecem.. diye düşünmüş olmalıyım. - Bunlar ücretsiz kullanım için. Ara ara temizleniyorlar.



                  Yemek alanına gidiyoruz. Her sene Rock-a’da görmeye alıştığımız bir çocuğun FALAFEL’İ DENEDİNİZ Mİ?” yazan tezgahı dikkatimizi çekiyor. Bu Mısır kökenli bir tür köfte. Yağda kızartılıyor, tadı bildiğimiz köfteye yakın ama bence daha lezzetli. Kıyma yerine nohut(zaman zaman da bakla) kullanılan soğan, kişniş, ince bulgur, baharatlarla zenginleştirilip hazırlanan 1 köfte. Lavaş arası servis ediliyor. Basmane'de 1 tükkan açmışlar. İzmir tek Falafelcisi. Sevimli broşürleri ne yazık ki kayıplarda...
           Zaten köfte hakkında bunca şey bilmemin 1 sebebi de “Falafel Yapma Atölyesi” düzenlenmiş olması ve benim de kısmen iştirak etmiş olmam. – çünkü Serinim o ara çok hareketli ve annesine düşkün oluverdi. 8)…  Fakattttttttttttttt.. atölye bitiminde güzel not tutan 1 kızın defterinin fotosunu çekerek bu çalışmayı da kopya çekme başarım sayesinde ölümsüzleştirdim.

FALAFEL TARİFİ- İrem'in defterinden...

                    Falafel haricinde ev yemekleri yapan 2 tezgat, çay ve hamur işleri satan 1 tezgah ve meyve,filtre kahve,süt v.s. satan 1 tezgah vardı ve tabiî ki biralarrr-sadece tuborg %100malt- ve ev yapımı kırmızı şarap.
                    Sözünü etmeden asla geçmemem gereken 1 başka şey de Rock-a paraları. Alandan normal para geçmiyor. Kasadan Roka-para satın alıp içerde onunla alışveriş ediyorsun. Başka 1 yerdesini gerçekten hissettiren öğelerden 1i. 6 yıldır hep katılırız ve her yıla ait elde kalmış Roka-paralarımız mevcut ve yine eve gelince çıktı 1 yerimizden bu paralardan. Toplam 10,5 TL.
           Ağaçlık alan masa açmak isteyenlere, müzik gruplarının elemanları ile gönüllü çalışanların çadırlarına ayrılmış. 1001 çeşit insan-varoluş-topluluk iştirak etti. Bakınız aşşaadaki fotolar…












                                    ---- Punkçıları ve Eşcinselleri çekmemişim nedense... ----
          
                Serin kıjım çok şey yaşadı bu 4 günde. Ortalıkta güle oynaya koşarken gelip kıjımı kapan çocuğumu anlatsam, uzun uzun kızımla ilgilenen 2 sevgiliyi mi. Ortamın şu anlık tek bebekli hatta çocuklu ailesi şu anlık biziz.
           Katılımcıların profilini kategorize etmek gerekirse; -ki ortamın ruhunu anlatabilmek adına bence gerekli-
   
-         Müzisyenler(envai çeşidi) – Eşcinseller- Et karşıtları- Savaş karşıtları- Goizm(İzmir go oyuncuları ki ilk gün turnuva 1.liğim var, anlatıcam)- Bisiklet grupları(Karşı Bisiklet) – Bilimum el sanatları - mimciler ve türlü naneler yapabilen insanlar.

              Festivalde en sevdiğimiz ve tanıştığımıza memnun olduğumuz muhterem Ra Evren oldu. Kendisini aşşadaki fotoda da görebilirsiniz. Dövmelerinin, bilekliklerinin anlamlarını anlattı bize. Gezgin, renkli 1 arkadaş. Aynı çadırı paylaştıkları kedisiyle kıjım defalarca muck muck muckk… yaptı. Bu yeşil gözlü, boz ve kirli kediciği görmek bizi 4 gün boyunca hep mutlu kıldı.




İlk gecemiz şaşırtıcı derecede rahat geçti. Sütlerimizi alıp dolaba vermiştik zaten. 10 gibi yattık, 8’de kalktık. Hiç sinek, böcek yoktu. Çok şaşkın ve çok heyecanlı 1 Rock-a gününe uyandık.

1. gün – 3 ağustos Cuma---- sonaki yazı… ...

29 Temmuz 2012 Pazar

SERİN VE DENİZ İ L İ Ş K İ S İ


1,5’DAN 2’YE … PART-ıv…
            Benim kuzum gerçekten 1 tane…
            Böylesine duygusal 1 laf ederek yazmaya başlamayı düşünmüyordum ama öyle oldu. Emeklerinin karşılığını alabildiğin 1 çocuk benim kıjım…
Denizle ilişkisi şu boyutta. Görür görmez ya da sözü geçer geçmez gözleri parlıyor ve hemen suya girmek için hareketlenip-haydi toplanıp denize gidelim dermiş gibi- bizi çekiştiriyor. El tutmayı bile reddederek su ağzına gelene kadar yürüyor suda. Biz çıkalım diye ısrar etmezsek saatlerce suda kalacak.   – BICIIIIII….    En Sevdiği Şey…
Sudan korkmaması beni çok çok mutlu ediyor. Simit ya da kolluk kullanmasını da özellikle istemiyorum. Suyun o özgün kaldırma kuvvetini hissetmesini engelleyecek gibi geliyor bana.


Benzer gerekçeyle örümcek(yürüteç) kullanmasını da istememiştim.

Şu aralar kızım deniz bilincini hızla artırıyor. Önceleri sadece Hatice abla’nın kollarında suya giriyordu, beni bile reddetti. 2. Gün beni de kabul etti. Ertesi günler her gün 1 şey oldu. 1 gün yürüyerek giresi geldi, 1 gün beline kadar suda oturası, 1 gün dalga sesinden korktu, başka 1 gün dalgalarda zıpladı. 1 gün başını tamamen suya sokmaktan nefret ederken başka 1 gün minik denemeler yaptı. 1 gün sırt üstü yüzme denedi, 1 gün simidiyle dalgalara çıktı. 1 çok gün babasıyla hawalarda uçtu. Nananesi varken kimseleri istemedi, saatlerde suya batıp çıtılar beraber. Kıyıda havuz yapmayı ve içine su taşımayı ve havuza oturup “bıcıııı” yapmayı çok sevdi. Oyuncaklarını paylaşmayı önce hep reddetti ama sonra kimi çocukları pervane etti çevresinde. 1 defasında ayaktayken başını bacaklarının arasına sokup arkaya bakıp 1 kadına el salladı. –bakınız aşşadaki foto- Teyzem koptu, bastı kahkahayı bu ne yaaaa kabilinden.


1 süredir de ağzına su gelince, başı suya batınca dudaklarını kapatıyor ya da üflüyor dışarı.











Geçenlerde yeğenlerimden 1i kulaç atmayı öğrenmek konusunda yardım istedi. Ne de bilinçsiz ne de komplex hareketler yapıyormuşum, anlatmaya çalışırken fark ettim.
1 eğitimci olarak eğitime karşı olduğunu belirtmek isterim- ama şu bağlamda. 
Kişi ancak istediğini, ilgisini çekeni öğrenir diye düşünüyorum. Yani sen tanımlamayı yapar ve öğrenmeyi kişinin özgür iradesine bırakırsan ancak anlamlı 1 öğrenmenin gerçekleşeceğini savunuyorum. Öğrenme sevgi ve merakla başlıyor, sonra ne olduğunu anlamadan su gibi akıp gidiyor. Zorlamanın öğrenmeyle yakından uzaktan 1 ilgisi olamaz.   























Suyu kendi tanıdı, tanıyor, gelişiyor. Umarız her yıl bol sulu, bol deniz kanerlı, taşlı, sazlı-sözlü tatillerimiz olur.

26 Temmuz 2012 Perşembe

“Bebek Düştü. Ne Olacak Şimdi?” ‘DEN BU GÜNE


1,5'dan 2'ye ... PART III

Aylar önce 1 arkadaş minik kızının yaşadığı 1 olayı paylaşmıştı. 1 vapur seyahati esnasında en sevdiği bebeğini denize düşüren kuzucuk çok üzülmüştü. Ailesi ne yapacağını şaşırıp ölümden bahsetmek istemedikleri ve ağlayan kızlarını yatıştırmak için “şimdi o yüzüyor.”v.b. gibi şeyler söyleyip kuzucuğu sakinleştirmişlerdi. – ki sonra doğruyu söylemediklerine onlar da kısmen pişman olmuştu.

Anne babanın bu tepkisi bana çok garip gelmişti ama anlamlandıramamış, adını koyamamıştım. İçimden 1 his böyle olmaması gerektiğini söylüyordu. 1 görüş ölüm kavramını, yok olma kavramını bu yaş çocuklarının algılamakta çok zorluk çektiklerini söylüyor.

Sanırım ben olsam kızımın o çiğ gerçeklikle adım adım karşılaşmasına izin verirdim. Bunu aylar önce  bu netlikte söyleyemememin sebebi sanırım kuzumun çok küçük olmasıydı. Şimdilerde bu olayın yaşandığı zamanlara çok yaklaştı Serin’im.


Ben Tam Olarak Neredeyim?                                                                                                    
Bebeğini düşürdüğü için başına geleceklerle cesurca yüzleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun eğitiminin önemli 1 parçası olduğunu da düşünüyorum hatta. Bazı şeyleri kendi hatası yüzünden kaybetmeyi ve sonuçları ile başa çıkmayı olabildiğince çabuk öğrenmesi yeni dünyaya gelmiş 1 ‘i için çok önemli bence. Kayıplardan sonra hayata devam edebilmesi, bununla yalnız başa çıkabilmesi ve belki de hiç 1 şeye kaybedince delirecek kadar bağlanmaması için gizli 1 mesaj.


Ne söylediğimiz değil ne yaptığımız önemli temelde değil mi? Kullanılan kaslar güçlenir mantığından hareketle sadece kendi gücüne –ve arkasında ya da yanında duran anne ve babasına- inanması gerektiğine inanıyorum.

Gün gelecek ve biz de arkasında değil yanında olacağız onun.

Sadece gerektiği kadar koruma sağlamak! Sanırım anneliğimin özü burada yatıyor.

Anneliği seviyorum… 8)

24 Temmuz 2012 Salı

1,5’DAN 2’YE … PART-II…


KAHVALTIDAKİ KAPLUMBAĞADAN İÇİMDEKİ KURT KADINA
           Kuzucuğum ilk kez 1 kaplumbağa ile Karaburun’da tanıştı. Sabah kahvaltılarımıza katılan bu muhteşem canlıyı karpuz kabuğu ve salatalık ile 5 gün besledik. Bir gerekçeyle bizimle daha uzun kalmak istemedi ve sabahları gelmez oldu. Ne kadar güçlü 1 çenesi ve ne de çevik hareketleri var aslında. Doğadan 1 az kopuk yaşadığım bu son yıllarda bana vahşiliğin zerafetini hatırlattı. Sanki 1 dinazor saklanmış o kabuğun altına, bilge bir dinazor 8)


 Kuzumun böyle 1 yaratığa gösterdiği heyecandan çok iç hisleri-etkilenimi beni daha fazla ilgilendiriyor. Sabretmeyi bilen saygılı 1 çocuk yetiştirmek istiyorum ama 1 yandan da gerekince ukalalaşabilen hakkını arayan 1 kız. Bunu elde etmenin yolu dağlardan-bayırlardan, otlardan-böceklerden, sazdan-cazdan, kahkahadan-esinden geçiyor diyor 1 iç ses, 1 kurt kadın sesi.




 Hissediyorum ki annesi vahşi doğasına ne kadar yaklaşırsa o kadar bütünlüklü 1 kadın olacak sevgili Serin kıjım…

* Burada vahşilikten kasıt doğal olana, öze ulaşma çabasıdır. Yırtıcılık anlamında kullanılmamıştır.

19 Temmuz 2012 Perşembe

SERİN KIJIMLA 1,5'DAN 2'YE BİR YAZ YOLCULUĞU


1 temmuz 2012 – Kuzumla tatile girdik. Minik kelebeğim 20 buçuk aylık…

Önce kızıma Karaburun’u tanıtmak ve orasını solumasını sağlamak için Hatice ablam ve oğlu Cengizhan’la beraber Saip köy deki evimize doğru yola çıkıyoruz.
Havası, dokusu, insanı öle 1 gelişte anlaşılamaz 1 yerdir bizim oralar. Tek katlı taş ewimizde 1 hafta bu 4’lü ekip kalıyoruz. Sonra Nesrin arkadaşım ve kızı Deniz’de yan evimizin-sevgili Deniz abim ve Cemile’nin- 1 odasını kiralayıp bize katılıyorlar. Yeğenlerim Selin&Pelin’in de eklenmesiyle ekip tamamlanıyor. Dedemiz ve babamızın da gelip gitmesi ev ekibimizi tamamlıyor.



Kuzu kızım zaten çokca sokak sewen deli 1 kız. 2 göz evde istesek de duramayacağımızdan hep kırlarda, deniz kıyısında, köy kawesinde, çocuk parkında v.s. takıldı durdu. Öğle uykusunu hep ağaç altlarında denize karşı yaptı v.s.v.s… şimdide yaklaşık 1 haftadır Aywalıkta annane(nanane)mizin yanındayız.

Burada da türlü olaylar ve yenilikler yaşandı.

Şimdi kanımca en güzeli kuzucuğumun hayatındaki bu 3 haftalık süreçteki yenilikleri maddeleyip ayrıntılıyayım.

-tabi hayırladığım kadarıyla ve kronolojik olmadan-


Siz de sıkılmazsanız okuyun… 8)




Sonda başlayacağım galiba… 8)
Dün Cunda’ya gittik;
Belediyenin minnak teknesi-burada feribot diyorlar ufacık şeye- ile karşı kıyıya Cunda’ya geçtik. İlk defa bu kadar küçük 1 tekneye binen kuzum bıcı bıcı diye baya 1 debelendi ama sona vazgeçip püüffür püfffür havanın tadını çıkardı, köpüklere baktı, ona buna laf attı, şarkılar söyledi veeee karşı ya vardık. Fakat kıyı kısmı inanılmaz kalabalık, sevimsiz derhal kaçılası 1 şekilde ışıklarla donatılmıştı(!). Kıyının hemen arka sokağında tarihi dokusu kısmen korunan bir sürü lokanta, restoran, bar v.s. mevcut. Birinde çok başarılı 1 balık çorbasına rastladık-benim yaptıklarımdan sonra tabii - ve kızıma içirdik.  Tüm kaseyi bitirdi. Ama orda papalina kalmamış olması bizim 1 az daha dolanmamıza ve bambaşka güzel 1 bar-cafe-restoran bulmamıza mahal verdi. Daracık taş sokak kocaman bir meydana açıldı. Taş döşemeleri, evleri, inceden rum müzikleri, kenarda kemanını gıcırdatan amcalar, salık salık gezinen hafif çakırkeyfler, 1 cafeden gelen bob marley mixi. Serin kıjımın burada bulunmasından çok mutlu oldum. Umarım o da büyüyünce böyle mekanlardan keyif alan 1 i olur. Şu anlık öyle gözüküyor. Ben de bu fırsattan istifade bayadır içmediğim 1 adet biramı lüplettim ve çakırkeyfler diyarına yelken açtım 8)…

Mekanımızdan kalkıp sahile indik, feribot(!) biletimizi aldık, 1 tane lokmayı 3 kişi paylaştık, oyuncakçının tüm oyuncaklarını kıjımla inceleyip hiçbirini almayı gercekten çokca istemediğimizi fark edip eli boş ayrıldık yanlarından. Kocaman deniz kabukları ve istiridye kabukları satan 1 amca ile sohbet edip okyanus sesi dinlettim küçük kıjıma. Pür dikkat kulak kesildi kabuk kulağına dayanınca…
Bu arada kıjıma adada beğendiği 1 tane oyuncağı alacağına söz vermiştim. Bu 1 kolye, bilezik, toka(ki taktırmaz ya.),küpe(yok artık 8p), oyuncak v.s. her şey olabilirdi. Kıjım ilk baktığı dükkandaki bir bebeğe geri dönmek ve onu almak istedi… çok çokk sevdi o bebeği. İlk defa hiç yanından ayırmak istemediği 1 bebeği mi olacak yoksa?!… Kolu bacağı oynayan hareketli 1 kaplumbağayı da ben kendime aldım. Nanaemize de hellokitti gece lambası aldık 8).
Dönüşümüzü dolmuşla yapmamız konusunda nananemiz çok ısrarcı oldu. Zira dalgalardan 1 az tırsmıştı ve Serin’in üşüyeceğini düşünüyordu. Onu zor da olsa ikna ettik ve minnak feribotumuza bindik. Dönüşte hafif alkollüler sanki anlaşmış gibi dipdibe oturmuşuz.- zira hafif mutasıp ve fazlaca ayık yolcular da wardı- Kıjımın  başrolde olduğu bir sohbet, bendeniz aralarında çevirmen… Sözcükler tam çıksa muhabbet koyu… da işte şu aralar bana ihtiyacı var. Hanımefendi bu dünya da daha cok yeni. Ama belli ki geldiği dünya da hatırı sayılır 1 muhabbeti var.

Yolculuğumuz dalgalardan dolayı 1 az uzun sürmüş olsa da sonunda iskeleye varıyoruz. Karaya ayak basıyoruz we kuzucuk anında arabasında uykuya dalıyor.  Otoparkta arabamıza nakilde uyanmıyor, ewe gelip 3 kat merdiven çıkınca gene uyanmıyor ve sabaha kadar deliksiz 1 uyku… sen çok yaşa Cunda. Gene geleceğiz, bu defa babamızla. Az öz gezeceğiz, kedilerini gene seweceğiz ve bu sefer belki denizine de gireceğiz. –Zira Sungu’mun dayısı Çataltepe’de yaşıyor, Cunda’nın arka 1 koyu-

Seni çok sevdik en çokda arka sokaklarını… ba bay sana Cunda Adası…


* Fotolar mevzudan bağımsızdır...

 

 Haydi bakalım, sondan başladım yazmaya… Aklıma geldikçe yazacağım…  Bu yolculuk da fotoğraf makinasını arabada unutarak 1 kare bile pozumuz olmamasına sebep olan ben, belki de böylesi daha iyi “ Çekerken o anı kaçırabiliyor insan” diyerekten de azıcık sevindim. Rejimim tamamlanınca nice hafif alkollü hikayelere kıjımnan akma dileğiyle…